Kısır Döngü*
Bazen hayatımda bir şeyler eksik olduğunu tespit ediyorum. Düşününce de Aşk yok sevgi yok diyorum. Mızmızlanıyorum iyice. Bir süre sonra vazgeçiyorum. Ansızın çalıyor sonra kapımı bu aşk/sevgi. Dünyanın en mutlu insanı oluyorum, havada uçuyorum derken kanatlarım kırılıyor. Düşüyorum yere.
Seviyorum ama sevmeyi sevmiyorum ondan sonra.
Ayağa kalkıp ne sevgiymiş amına koyduğum bırak bu işleri diyorum. Saygı, Güven, beni seveni arayacağım artık diyorum. Sonra cıkıyor karşıma biri. Bana saygısı olan, bana güvenen biri. Bakıyorum karşımdakine :Tip yok, okuma yok, bildiğimiz mahalle çocuğu işte. Onu da istemiyorum, bırakıyorum orta da derken yine ben oluyorum aslında yalnız olan.
Sonra aşk/sevgi istiyorum. Yine başa dönüyorum.
- Saftirik Jingle *
İyi niyetli yol da yürüyen kız
Bir yol düşünün. Nereden başladığının ve nerede biteceğinin bir önemi yok.
Geniş bir yol. İyi niyetle asfaltlanmış bir yol bu.
O yolda yürüyeni sikiyorlar ! Gerçekten.
Gel Bana güzel bayan, öp beni dudağımdan,
Sana ömrümü,gönlümü,kendimi verdim hiç ağlatmadan,
Hep seni bekledim dünden razıyım,
Alsam seni belinden sarsam hiç acıtmadan,
Ama sen bana gel, beni sev beni,
Bana göre hava hoş bulutlumu sence,
Ruhumda can çekişmek bu kadar mı hoşuna gidiyor?
Ama dün seni göremedim bi kerecik öpemedim
dayanamadım sensizliğe, kalp atışlarımı hızlandırmak hoşuna mı gidiyor...
Anneler her zaman haklı !
“Aşk karın doyurmaz, kızım.” derdi annemde inanmazdım. Gerçi o zamanlar 16 yaşında ve ‘Dombiliye’kör kütük aşıktım. O zamanlar aşk sahip olabileceğimiz en değerli şey sandım. Meğer annem haklıymış. Sadece aşk yetmiyormuş. Yetmedi de.
Gerçi o yaşlarda yaşadığım o duygudan da pişman değilim. Güzeldi bir bakıma.
Ama annemin ve diğer annelerin dediği gibi “Aşk karın doyurmaz.”
Hiç birimiz aç kaldık diye de aşık olmadık hani. O apayrı bir konu zaten.
Aşkın yanına bir tutam saygı ve dürüstlük gerek. Hatta bir tutam bile değil. Daha fazla. Ama temelinde sevgi olduğuna ve olması gerektiğine inanıyorum ben hala. Öyle değil mi ?
Senin Fotoğrafını yakmak istediler
Hani senin o kıskandığın ev arkadaşın var ya. İşte onunla oturuyoruz bugün Park’ta. Yine ottan boktan şeyler hakkında konuşurken cüzdanımı aldı. Kurcalamaya başladı. Aman n’olcak diyerekten de ciddiye almadım. KamilKoç’n yol kartı, DiaSa kartı vs vs arasında senin fotoğrafını buldu. Baktı baktı güldü sadece.
Sonra başını kaldırdı. Bana baktı. Omuz silktim sadece. Ne yani benim cüzdanım. İçi benim, dışı benim derken çakmağını çıkardı. Uff diye nefes verdim. Sevmiyorum yanımda sigara içilmesine, ondan.
Fotoğrafını yakmaya yeltendi. Aldım elinden, kendi avuçumda sımsıkı tuttum. “Benim O” dedim sert bir şekilde.
Bak şu an benim değilsin ama ona rağmen seni sahipleniyorum ya. Gel artık. Çok özledim seni !!
- Telefonumu alıp ”Sana çok ihtiyacım var’’ diye mesaj atarım.
- Senin umurunda değil ama ben hala seni seviyorum derim.
amk yaptım da noldu? aferim bu cesaretinden dolayı sana geri dönüyorum mu dedi? bi sikime yaramıyor. ödül vermiyorlar, madalya da takmıyorlar. kendini daha iyi falan da…
(Source: solumsoltarafim)
2011 yılının en keyifli & eğlenceli Gecesi
Yeni bir ilişkiden çıktığım için bir ruhsan çöküntü içindeyim bu aralar. Canım hiç bir şey yapmak istemiyor. Klasik bir ‘sevgilimden ayrıldım, çok yalnızım’ moddayım şu an. Mu-TOG’n genel toplantısına hatta bu 10.yıl partysıne neredeyse silah zoruyla gittim.
Ama şimdi iyi ki gitmişim diyorum. Yanlızlık politikasından kurtuldum. Yani öyle düşünüyorum. İnsanlarla kaynaşmak, güzel vakit geçirmek belkide aklımı başıma getirdi. Zaten 1 ay süren dandik bir ilişki için 1 hafta acı çektiğim yetiyor diye düşünüyorum.
Neyse parti’ye dönelim.
Çok güzeldi. İnsanlar, ortam, mekan ve o 80’lerin hareketli ve neşeli şarkıları. Kafama bir şey takmadan o anı, sadece o anı hak ettiği gibi yaşadım. Ve değdi.
Hala dün gecenin kafasındayım. Hayır içtiğimden falan değil. O mutluluk hala içimde. Ölmedi o. Ve de ölmeyecek (: 

